Hoşgörücüler ve diyalogcular! Hz.İbrahim’in kaç tane dini vardı?

 

"İbrahimî Dinler" aldatmacası. Neymiş Efendim? "İslâm–Hıristiyanlık–Yahudilik"
bunlar İbrahimî dinlermiş, Hepsinin kökü aynıymış, bunlara toptan İbrahimî dinler dendiği gibi, semavî dinler de denirmiş. Yahu siz kimi kandırıyorsunuz?
Bugün ümmet–i Muhammed'e kan kusturan, Filistin'i topyekûn ateşe vermiş olan, Irak'ı alevlerle kuşatmış olan, Yahudi ve Hıristiyanlar değil mi?

 

Çağdaş Nemrutlar
ve Ebû Lehebler
Tevhidin sembolü Hz. İbrahim Aleyhisselâm, Nemrud'un putlarını baltayla teker teker kırıp yer ile yeksan edince, o azgın kavim:
"Dediler ki: putlarınızın intikamını almak istiyorsanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin." (Enbiya, 68) ve Nemrud, İbrahim Peygamberin ateşte yakılması emrini verdi. Bunun üzerine putperest halkın çoluğu çocuğu, genci ihtiyarı seferber olup, ne kadar odun, ağaç varsa kesip, büyük bir meydana toplamaya başladılar.
Böylece bu odun hamalları, bir ay odun taşıyıp getirdiler ve dağlar gibi odunları yığdılar. Tam yedi gün yedi gece de bu odunların tutuşturulması sürdü. Öylesine büyük bir ateş yakıldı ki, görenlerin korkudan dudakları uçukladı. Tutuşan odunların alevleri göklere yükseliyor, bu alevler bir günlük mesafeden gözüküyordu. Ateşin şiddet ve dehşetinden vahşi hayvanlar dahi korkup kaçmışlardı.
Nihayet sıra İbrahim Aleyhisselam'ı ateşe atmaya geldi, ama yaklaşabilmek mümkün mü?! Ateş öylesine korkunç, alevler öylesine hararetliydi ki, ne insan yaklaşabiliyor, ne de civarda kuş uçabiliyordu. Şayet uçacak olsa, kebap olup aşağı düşer, biraz yaklaşanda da tüy tüs bırakmaz yakardı.
Bunun üzerine bir mancınık yaptılar. Bu mancınıkla Hz. İbrahim'i o cehennemî ateşe atacak ve çatır çatır yakacaklardı. Yaksınlar da, insanlar Nemrud'un ne kadar güçlü olduğunu anlasın ve bir daha ona karşı gelemesinler. Bundan böyle Hz. İbrahim ve onun yolundan gidecek olanlar bir daha putları kırmaya cesaret edemesinler…
Rivayet edilir ki, bu sırada minicik bir karınca, küçücük ağzına bir damla su alıp, o bulutları yalayan korkunç alevlere doğru koşmaya başlamış. O esnada bir başka karınca ise, onun bu telaşını görmüş ve yanına yanaşıp:
"Böyle koştura, koştura nereye gidiyorsun?" diye sormuş. Ağzında bir damla su taşıyan karınca demiş ki:
"Duydum ki Nemrud, Hz. İbrahim'i yakmak için büyük bir ateş tutuşturmuş.
İşte o ateşi söndürmek için koşuyorum." Tabiî bu cevabı işiten diğer karınca acı acı gülmüş ve arkadaşına:
"Yahu o cehennemi andıran ateşe karşı senin bir damla suyun ne yapabilir ki?" deyince, su taşıyan karınca:
"Olsun! Hiç olmazsa dostluğum belli olsun
! Tarafım belli olsun!" demiş.
Tabiî bu olayda kertenkele de kendisine bir görev üstlenmiş. O da Hz. İbrahim'in ateşini güya harlatmak için üflüyormuş. Bir arkadaşı onun bu nefes nefese üfürüşünü görünce söylemeden geçememiş:
"Yahu ateş zaten harlamış, gürlemiş, dağlar gibi olmuş. Sen üfürsen ne olur üfürmesen ne olur?" Diğeri cevap vermiş:
"Olsun! Düşmanlığım belli olun, safım belli olsun!"
Bugün de çağdaş Nemrutlar, teknolojinin tüm imkânlarını seferber ederek, dünyayı, özellikle de Ortadoğu'yu cehenneme çevirmeye çalışıyorlar. Nemrutlar emrediyor, tevhid düşmanları, odun hamalları "Hammâlete'l–hatab"lar hemen odun toplamak için seferber oluyor. Sanki her biri:
"Putlarınızın intikamını almak istiyorsanız, tevhid ehlini, yurtları, yuvaları ile birlikte ateşe verin!" diyen putperest kavmin bu çağdaki görüntüsü… Orada yaşayan Müslüman halkı, Hz. İbrahim'e yaptıkları muameleye tâbi tutarak çatır çatır yakmak için el ele, omuz omuza vermişler. Bu ateşin daha da şiddetlenmesi, büyümesi ve genişlemesi için Nemrûdî bir tavır içinde eylem birliği yapıyorlar. Ki ne kadar güçlü olduklarını dünya görsün de, kimse onlara karşı gelemesin...

Çağdaş odun
hamalları
Resûlullah'a eziyet etmek için yoluna dikenler döken Ümmü Cemil hakkında, Kur'an "Hammâlete'l–hatap" "odun hamalı" diyor. Bu kadın, küfürde, Resûlullah'a düşmanlıkta, ona eza ve cefa etmekte, kocası Ebû Leheb'e destekçiydi. Araplar böyle fitneye çalışan, insanlar arasında fesat çıkarmak isteyen kovuculuk yapan bozgunculara "odun hamalı" derlerdi. Yani, yaptığı kovuculukla, fitne ateşini yakmak, çoğaltmak için bir nevi odun taşıyor. İşte "Tebbet sûresi", baştan sona Ebû Leheb ve karısını zemmederek, onların helâk olup şiddetli bir azaba atılacaklarını ihtar eder. Bu arada belki bazılarınızın hatırına şöyle bir soru gelebilir:
"Tebbet" gibi başlı başına bir sûre, sadece iki kâfir için mi, Ebû Leheb ve hanımı için mi nazil oldu? Efendim, Kur'an kıyamete kadar bâkî olduğuna göre, hiç şüphesiz bu sûrenin de muhatapları kıyamete kadar var olacaklardır. Orada Ebû Leheb'den ve hanımından bahsediliyor; lâkin bu sadece onların şahıslarını belirtmekten ibaret olmayıp, onların vasıflarına ve bu vasıfta onlara benzeyenlerin hâllerine de işaret etmektedir. Evet, bu sûre Ebû Leheb ve kıyamete kadar onun kafasında olan bütün Ebû Lehebler için inmiştir. Ebû Leheb demek "Alev Babası" demektir. Yani kinaye yollu cehenneme atılacağına bir işarettir. Dolayısıyla Allah'ın dinine ve Peygamber'ine düşman olanlar, düşe kalka da olsa Resûlullah'ın yolundan gitmeye gayret edenlerin yollarına dikenler döken "Hammâlete'l–hatab"lar da, çirkin planlarının ve kötü icraatlarının karşılığında hem dünyada felakete uğrayacak, hem de âhirette şiddetli bir azaba müstehak olacaklardır. Demek ki, sadece saadet asrının değil, her asrın, her devrin bir Ebû Leheb'i mutlaka vardır ve olacaktır. Şair ne güzel söylemiş: "Ebû Cehil ölmedi, Ebû Leheb kıtalar dolaşıyor." diye…
Ortadoğu'daki gelişmeleri gözden geçirdiğimizde şiddet ve kan daha da artacak gibi… Orada bir yangın var. Müslüman halkların yaşadığı bu beldeler alevlerle kuşatılmış. Binlerce masum sivil acımasızca öldürülüyor. Ne emniyet, ne huzur kalmamış. Buna kayıtsız kalmayalım, bu yangını içimizde hissedelim ve oradaki ateşin diğer Müslüman ülkelerine de sıçramaması için ve o ateşin bir an önce sönmesi için çok dua edelim. Ama âdet kabilinden laf olsun diye değil, adamakıllı dua edelim. Taa derinden, yana yana dua edelim. Sadece dilimizle değil; yüreğimizle isteyelim Rabbimizden.
Dua deyip geçmeyin. Dua çok muazzam bir manevî destektir. Mü'minin silahıdır. Hem öyle bir silah ki, şartlarına göre yapıldı mı, atom bombasından daha etkili olacağından şüpheniz olmasın.
Selçuklu Sultanı Alaaddin, şehrin kalesini tamamladığında, Mevlâna'nın babası Sultanü'l–Ulema Muhammed Bahaüddin Veled Hazretleri'nden bitirilen kaleyi görmesini ve bir değerlendirme yapmasını rica eder. Bahaüddin Veled Hazretleri gidip yapılan kaleyi görür ve fikrini şöyle ifade eder:
"Sel felâketlerini, düşman akınlarını önlemek için fevkalade güzel ve muhkem
bina edilmiş. Lâkin senin yönetimindeki mazlumların, ezilen insanların dua oklarına karşı herhangi bir tedbir aldın mı?! Çünkü onların dua okları, değil yalnız senin kaleni, yüz binlerce kale burcunu dahi deler geçer ve idaren altındaki memleketini harabeye çevirir.
En iyisi sen, adalet ve iyilikten kale burçları yap. Hayırlı dua orduları oluşturmaya gayret et. Böylesi senin için bu surlardan daha emindir. Zira memleketin, hatta dünyanın güven ve huzuru, bu ordularla sağlanır."
Demek ki, adalet ve iyilikten kale burçları, dualardan orduları olmayan zalimler, kesinlikle muvaffak olamayacak ve sonunda helâk olup gideceklerdir. Tarih bunların misalleriyle doludur. Alev babası Ebû Leheb, Allah'a ve Resûl'üne karşı küfür ateşi yakmak istediğinden, o ateşin odunu olarak helâk oldu. Ne malı, ne asalet ve nesebi, ne de kudret ve ihtişamı onu kurtaramadı.
Şarktan garba dünyayı yöneten dört hükümdardan biri olan zalim Nemrud, dünyaya hükmedecek kadar güçlü iken, bir sivrisinekle helâk oldu gitti. Darısı çağdaş Nemrutların ve Ebû Leheblerin başına…
Fî emânillah!

 


İBRAHİM ALEYHİSSELÂM
HANGİ DİNDENDİR?

Tevhidin sembolü olan Hz. İbrahim'den bahsedince, "Dinlerarası Diyalog" yutturmacısıyla beraber servise sunulan, dinleri birleştirme fitnesi, "İbrahimî Dinler" aldatmacası geldi hatırıma… Neymiş Efendim? "İslâm–Hıristiyanlık–Yahudilik"; bunlar İbrahimî dinlermiş., Hepsinin kökü aynıymış, bunlara toptan İbrahimî dinler dendiği gibi, semavî dinler de denirmiş. Miş de miş… Yahu siz kimi kandırıyorsunuz? Bugün ümmet–i Muhammed'e kan kusturan, Filistin'i topyekun ateşe vermiş, Irak'ı alevlerle kuşatmış olan Yahudi ve Hıristiyanlar, tevhid inancının sembolü olan İbrahim Peygamber'de nasıl buluşurlar?! Onlar bu icraatlarıyla Hz. İbrahim'de değil, olsa olsa Nemrud'da buluşurlar. Nemrûdî icraatlar sergileyen, kadın, çocuk, hasta, yaşlı demeden binlerce sivili katleden bu haçlı güruhunun Hz. İbrahim'le bir alâkası olabilir mi?! Hatta Hz. İbrahim'i ateşe atan zalim Nemrut, bugün kabrinden kalkıp da çağdaş Nemrutların yaptıklarına şahit olsaydı, herhalde dehşete düşerdi.
Bir kardeşimiz bütün saflığıyla sormuştu:
"Hocam İbrahimî dinler deyince, Müslümanlık, Hristiyanlık ve Yahudilik kastediliyor. Peki İbrahim Aleyhisselâm hangi dindendi?" Bu sâfiyâne soru hoşuma gitmişti. Cevap verdim. Daha doğrusu Hz. Allah Kur'an'da cevap vermişti bu soruya. Âcizane olarak, sorunun cevabı olan âyet–i kerimeyi okudum ona:
"Hz. İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyandı. Fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de değildi." (Âl–i İmran, 67) İşte Allah'ın kelamında, İbrahim Aleyhisselâm ile Yahudi ve Hıristiyanların hiçbir alâkası olmadığı açıkça beyan edilmiştir. Artık bunun üzerine bu bâtıl dinler için "İbrahimî" demenin manası var mı?" İbrahim Aleyhisselâm ve Hıristiyanlık, o kadar zıt ki! Biri hak, diğeri bâtıl; biri tevhid inancına sahip, diğeri teslis inancına… Doğuyla batı, akla kara gibiler…
Sormak lâzım, Filistin'deki alevlere, feryad–u figanlara, Irak'taki bin bir çeşit vahşete rağmen bu canileri "İbrahimî din mensupları" diye ilan edenler, Hz. İbrahim'den yana mı yoksa Nemrut'tan yana mıdırlar? Hz. İbrahim'in ateşini söndürmek için bir damla su alıp yollara düşen karıncanın izinde mi? Yoksa ateşi harlatmak için üfleyen kertenkelenin yolunda mıdırlar?!
Onlarla ne kadar diyalog yaparsan yap, ne kadar hoşgörülü olursan ol, senden asla razı olmayacaklar. Zira Rabbimiz: "(Habibim!) Sen onların dinine uymadıkça, ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden asla razı olmazlar." buyurmuştur. (Bakara,120) İşte Kur'an'ın ifadesiyle onları hoşnut ve razı edebilecek yegâne bedel, onların dinine uymaktır. Onlar bunun dışındaki her şeyi peşinen reddeder ve ellerinin tersi ile geri çevirirler. Öyleyse onları razı etmeye, onlara hoş görünmeye çalışmanın hiçbir manası yoktur.
Hani meşhur bir hikâye var, yılanla arkadaş olan adamın hikâyesi…
"Sende çocuk, bende kuyruk acısı oldukça dost olamayız." diyerek dostluklarını bitirmişlerdi. İşte o hesap. İbrahim Aleyhisselâm, Nemrud'un putlarını baltayla kırıp, yer ile yeksan ettiğinde, nasıl ki Nemrud ve aveneleri kuyruk acılarından sebep İbrahim Aleyhisselâm'ı ateşe atmışlardı. İşte bugünkü çağdaş Nemrutlar da Hz. İbrahim'in baltasının acısını âdeta her biri kuyruklarında hissediyor ve onun yolundan gidenleri ateşte yakmak istiyorlar. Yani anlayacağınız kuyruk acısı meselesi..

 

Yorum Yaz